26 Şubat 2011 Cumartesi

sonuna kadar gitmek

me: kaç yaşına kadar yaşamak istersin?
pelin: eğer iyi fotoğraflar çekebilirsem ölmek istemiyorum. bi sınırım yok.

o diycekti ki 100 yaşıma kadar, ben de 100 yaşındasın bla bla bla...
iyi oldu bu.

23 Şubat 2011 Çarşamba

parti hayvanı

eskiden ne hızlı adamdım ben, bi partiden diğerine dolaşırdım her gece. aklıma geldi de o günlerden kalma bir fotoğrafımı paylaşmak istiyorum. habersiz çekmişler, güzel poz verememişim ama çılgın parti insanı olduğum belli.

18 Şubat 2011 Cuma

post break-up sex -The Vaccines







Oh when you love somebody but you find someone,
uh-huh-huh,
And it all unravels and it comes undone
uh-huh-huh, uh-huh-huh,
uh-huh-huh

13 Şubat 2011 Pazar

solcuların fesbuğu olmaz

-işte sabah ama arkadaş gibiydik

-fesbuğu var mı, resmi var mı?

-yok

-tüh

-fesbuğ kullanmıyo

-püü, solcu mu?

-yani öyle poltik olarak sol görüşlü, öyle iyi yani kafası falan

-ahahahhahahahha açıklıyo bi de

22 Ocak 2011 Cumartesi

the meyhane

Bu akşam Erman'dan allah razı olsun elleri dert görmesin, themeyhane.com takılıyorum. Bi yandan supply chain management üzerine araştırmalarıma devam ediyorum, tezatlarla dolu hayatıma bir yenisini ekliyorum. Ama bi duble rakı olsaydı da dünyanın en hüzünlü ve aynı zamanda mutlu akşamını geçirseydim keşke.

Kavuşamayanlara gelsin efendim.

elbet bir gün buluşacağız

19 Ocak 2011 Çarşamba

terazi

Özkan gelmiş kanka burçlar değişmiş sen başak olmuşsun diyor. Tanrım bilir ya başak burcunu da pek sevmem, hangi tarihe bile denk geldiğini bilmiyorum ama önemli değil zaten. Dedim ben terazi kalsaydım. Aaa terazi güzel, tam sen dengesiz, severim, sen terazi kal.
Minnetlerimi iletiyorum kendisine, saygılar sevgiler, gözlerden öperim.

18 Ocak 2011 Salı

'bi garip yaptın adamım beni ya'

Özkanla msn başında çok ağladık kah closer, kah kendi hikayelerimiz.
Ben dedim hacı bende sevgi patlaması var herkesi çok seviyorum, kimi az kimi çok sevdiğimi anlayamıyorum, ondan oluyo hep.
Özkan duygulandı tabi cınını yirim güzel konuştun falan dedi.
Sonra monitörlere sarılıp böğürerek ağladık.
Ondan sonra da dağıldık.

14 Ocak 2011 Cuma

no feelings for friday nights

Ben de hayatımdaki erkekleri yazıcam diye söz vermiştim ama sonra düşününce hayatımda o kadar da edebiyat yapılıcak erkeğin olmadığını farkettim. Öyle olunca da kimin kim olduğu çok bariz olucaktı, ondan vazgeçtim.

Bu akşam yılbaşını evinde geçiren gençlerin şehre dönüşlerini kutlama amacıyla geniş çaplı bir eğlence var. Gecenin önemli konuklarından biri de benim tabiki de. Bir yandan bana çok iyi geleceğini biliyorum, diğer yandan hem yapmam gereken projelerin hem de içimdeki daraltının etkisiyle bir gram gitmek istemiyorum. Ama kesin oraya adımımı attığımda iyi ki de gelmişim diycem, bundan adım kadar eminim. Peki o zaman şuan içimdeki bu sıkıntı niye? Tam ergenlikten kurtulmuşken bu bunalımlar buhranlar niye?

Şimdi bir de iki büyük soru var aklımda, 'Ne giysem?' ve 'Ne içsem?'. Karar verme yetim devre dışı olduğundan sırf bu yüzden bile gitmeyebilirim aslında. Bu gece minimum alkol almam gerek bu kesin, o halde birayla karın doldurma opsiyonunu seçiyorum. Kıyafet konusunda da çok üstünde durmadan saç değişikliğime dikkat çekerek bugünü kurtarabilirim.

Mekana girdiğimde anda başlayıp tüm gece boyunca tek bir soru doldurucak kulakları, 'Tatil nasıldı?'. Ne gibi cevaplar verilebilir ki 'Güzeldi.', 'Kötüydü.', 'Muhteşemdi.', 'Eğlenceliydi.', 'Sıkıcıydı.'. Karşımdaki kişiye ve o andaki moduma göre bunlardan herhangi birini kullanabilirim, hepsini hissettiğim anlar oldu, ama ne dersem diyim içimde yankılanan tek bir cevap olucak sanırım;

'Hiç bitmesin istedim...'

13 Ocak 2011 Perşembe

birileri var ayna gibi

bir kadın var çok hoş buluyorum. internet'ten konuşuyoruz "naber" diyorum, "iyidir, senden naber" diyor ben de "iyi, nolsun" dedikten sonra konuşmuyoruz. hep böyle. başka biri var "naber" diyor ve aynı iki satırlık konuşmayı diğer taraftan sürdürüyorum bitiyor.

biri var hemen ilk gün her şeyimi vermiştim ona, daha fazlasını, devamını istedim ama vermedi. biri var pek ilgilendiğim biri değil sanırım bütün gezegenler bir hizaya gelmişti, onun etkisiyle bir şeyler yaşadık bitti, devamını istiyor ama ben hiç istemiyorum, o yüzden eskisinden bile uzak davranıyorum.

başka bir kadın var böyle aşık gibi konuşuyor, benle çok ilgileniyor, hoşuma gidiyor. çok kişiyle konuşamadığım şeyleri konuşabiliyorum onla, kafa dengi, iyi de biri ama aramızda arkadaşlıktan ileri bir şeyler olacağını düşünmüyorum. bambaşka biri var, aşık gibiyim ona; çok ilgileniyorum, iyi biriyim belki ama ona karşı çok daha iyiyim ve aramızda arkadaşlıktan daha ileri şeyler olsun istiyorum ama bir türlü olmuyor.

anladınız siz.

8 Ocak 2011 Cumartesi

coventry seni özledim mi özlemedim mi bilemiyorum

My Baby's got the lonesome lows,
Don't quite go away overnight;
Dr. Blind just prescribe the blue ones.
If the the dizzying highs don't subside overnight,
Dr. Blind, just prescribe the red ones.

Ben gidiyorum, ama gelicem. 

3 Ocak 2011 Pazartesi

Aypalas

"No one was to blame for what happened, but that does not make it any less difficult to accept. It was all a matter of missed connections, bad timing, blundering in the dark. We were always in the right place at the wrong time, the wrong place at the right time, always just missing each other, always just a few inches from figuring the whole thing out. That's what the story boils down to, I think. A series of lost chances. All the pieces were there from the beginning, but no one knew how to put them together."
— Paul Auster (Moon Palace) 

Bana huzur yok arkadaşım, ben bunu anladım. Artık bununla yaşamaya karar verdim.
Ve de meraba I'm back.
 

9 Aralık 2010 Perşembe

Sonrası fena

Bir kız var, adı mühim değil, özel bir yeteneği var: Çok güzel gülüyor. Öyle güzel ve eşsiz gülüyor ki sanki sırf size öyle gülüyor sanıyorsunuz, gerçekten komikmişsiniz gibi hissettiriyor. Bir başka özel yeteneği de dinliyor, sanki dudaklarınızdan çıkan tek bir harf bile ziyan olmadan topluyor gözleriyle, çünkü gözleriyle dinliyor sizi. Çok önemli şeyler anlattığınızı sanıyorsunuz; ne var ne yok anlatasınız geliyor.

Eğer acemiyseniz sanırsınız ki yetenek sizde, siz öyle seçiyorsunuz ki cümleleri güldürüyorsunuz onu ya da dinlemesini sağlıyorsunuz herkesi. O gazla elinizde elf kılıcı ile zırfı var sanıyorsunuz ve sizin tenekelerinizi üstünüze geçirip çıkıyorsunuz Sauronun karşısına. Gözleriniz kapalı, öyle şairane sallıyorsunuz ki kılıcınızı, tarihe yazacaksınız bu dövüşü. Sonra gözünüzü açıp bakıyorsunuz ki size gülüyor Sauron. Esprilerinize değil doğrudan size gülüyor.

Eğer akıllı biriyseniz yeteneğin sizde olmadığını anlayıp yetenekli kızın yanına geri dönersiniz ama siz inatçısınız tüm kahramanlar gibi, aslında kahraman da değilsiniz zaten sadece inatçısınız. küs pozisyonunda oturup ıslak gözlerinizle bekliyorsunuz artık. İyi beklemeler.

16 Kasım 2010 Salı

samueli buraya bekliyorum

"denedin yenildin. boş ver. yine dene, yine yenil, daha iyi yenil" samuel beckett

ortaya lafı atmış. sorsak "kime dedin. ha? bana mı dedin?" diye "yok abicim ben lafımı ortaya söyledim" der, üstüne "yarası olan gocunsun" falan der bu herif. ya birde insanlar seviyor ya, ne güzel laf olduğunu falan söylüyorlar. "ben bu dünyaya yenilmeye mi geldim lan" yenilmenin neresi güzel. o zaman "deneme, yenilme, hiç deneme, hiç yenilme; yenilmez ol, namağlup ol, şampiyon ol" desek bence daha tutarlı. daha saçma sözlerde vardır elbet. biraz sinirli olduğumdan şuan aklıma gelmiyor ama kesin vardır. aklıma gelince eklerim.

up uzun bir şeyler yazmaya hazırlanmıştım ama bayrammış bugün. bi iki mesaj gelince farkına vardım. ondan hayata umutla bakmanın, küslerle barışmanın vaktidir. danalara sahip çıkılmalı. son cümle cbabdullahgul tiviti gibi oldu :)

10 Kasım 2010 Çarşamba

Bir yazı: İlk yazı.

Demin browserımın eklentisinin yeni mail uyarısıyla irkildim. Beklediğim bir mail vardı ama 2 gündür dönüş alamamıştım. Ona niyet edip açtım maili ama gene bana hüsran, bana yine hasret vardı. Gelen mailde ise "basur artık sizin için sorun değil, ızdıraba son" konusu gözüküyordu. O an her ne kadar gelmeyen maile üzülmüş olsam da bir umut ışığı doldu içime, sevindim lan bildiğin. Tıp ilerliyordu zira, kelliğe bile çözüm buldu diyordu İsviçreli doktorlar. Tek sorun popo bölgesinden aldıkları kılları ekiyorlardı kafaya ama sonuç olarak kel olmuyordun.

Basur konusunda ne yapıyorlar ki?

Basur sorunum yok belki ama(oturarak çalışan bir birey olarak şimdilik diyelim), hayattaki sorunlar bitmiyor. Mesela benim şu an tüm akademik birikimimle oturup tarihten sayfaları okumam, Osmanlı padişahlarının gayri müslim vatandaşlarına geçtiği kıyakları kavramam ve bunları yazmam gerek. Neden bilmiyorum ama eskiyi okudukça günümüzle bağdaştırmayı seviyorum. Tarih de zaten böyle bir şey değil mi? Bir de Star Wars III: Revenge of The Sith'deki olayları günümüze uyarlamayı seviyorum ki sanırım sinema denilen şey öyle bir şey değil. Aynen bir noter nasıl konumuzdan oldukça uzak bir meslekse sinema da başka manalara gelmeli. Bunu sağlayalım bence.

Böyle şeyleri aklımda tutabilirken, mesela çooook çok önce bir yerlere yazdığım bir şeyi alakalı bir yerde çıkarıp ilgili kişilere sunabiliyorken, okuduğum bir kitapta, izlediğim bir film/dizide kullanılan bir cümleyi gerektiği anlarda alıntılamıyor olmam çok canımı sıkıyor. Halbuki; mesela çevremde izlediği diziden hayvani hayvani alıntılar yapıp, bir de bunları alakalı yerlerde şıraaakt diye yapıştıran insanlar var. Bazen bunlara gıptayla bakıyorum. Aslında bu mevzu önemli bir şey. Mesela bir kızla Kafka veya Marx hakkında konuşurken "yaaa o sakallı olan iyi demiş aslında" demek pek iyi bir intiba uyandırmıyor karşı cins üzerinde. Mümkün mertebe "emeğin yabancılaşması" gibisinden kalıplar kullanılmalı. Hiç olmadı "bence üretim araçları halkın ortak malı olmalı yeae" falan dense bile bir sonraki buluşmayı ayarlama şansınız artmış olur. Tabii ardından "Kafka'nın Suç ve Ceza'sı çok güzeldi bence" şeklinde cümle kurmamak gerek.

Ya da hiç olmadı bilmediğimiz konularda konuşmasak aslında daha hayırlı olur bizim hakkımızda. Olayı olabildiğince kendi bilgi karasularınıza çekip buradan alabildiğine yardırmak gerek. Tabii ilgi alanınız futbolsa en azından "Beckham çok yakışıklı gerçekten de" şeklinde cümlelerle karşı cinsi onaylamak ve onun bilgisini kabul ettiğinizi bildirmeniz gerek. Hiç olmadı birkaç eli yüzü düzgün topçu ismi de siz söyleyin.(Figo?)

Belki de böyle karşı cinsle ilişkiler üzerinden gitmeliyim sonraki yazılarımda da. Kendi blogumda zaten yeterince kendim hakkında saçmalıyorum. Ha şimdi Gizem çıkıp "hocu biz entellektüel birikimlerimizi buraya aktarmayı düşünüyoruz" derse o zaman entellektüel bir birikimi kazanmak için aradan zaman geçmesi gerekebilir. Ama bence seviyeyi çok yükseltmeyelim.

İlk yazının günahı olmaz. Oturtacağım inşallah.

9 Kasım 2010 Salı

kul umduğunu değil bulduğunu yaşar

laptop ekranımın soldan 4 parmak genişliğinde bir kısmı mefta oldu. neden? ne yaptıysam kendim yaptım ama bunu garanti kapsamında saydırmanın bir  yolu yok mudur? bilen beri gelsin. suk it oy!

film izliyordum en çok ona üzüldüm ama okumak için tuttuğum kitaplar belime gelmişti, kitap okurum artık. her işte bir hayır varmış demek ki. FSM böyle istedi sanırım. ramen

4 Kasım 2010 Perşembe

kırmızı ve çekiç

şimdi beni herkes tanımıyor, gizem de bana yazı yaz diyor. ben de yazmak istiyorum da; neden bahsedeceğime bir türlü karar veremiyorum. neden ilkokul birinci sınıfta sürekli okuldan kaçtığımı mı anlatsam ya da mutsuzluk hastalığımdan mı bahsetsem veya daha gizemli bir yazı yazmak için buzdolabının kapağının kapandığında ve küçük ışığı söndüğünde içerisinde neler olduğunu mu anlatsam bilemiyorum.

aslında yazmamamın sebebi ne bir efsanevi tehdit ne de can alıcı bir ödülün olmaması, zaten ondan kimsenin sözünü dinlemiyorum, hiçbir şey pek umurumda olmuyor. ondan iman etmiyorum, kırk huriymiş -ben bir tanesiyle başa çıkamazken- neden cezbetsin ki beni. kaynar sular falan da alışırım gibi geliyor ya da çok çocukça geliyor diyeyim. tek iman ettiğim bir tabak spagetti üzerine iki köfte.

deseler ki kırk huri vermek yerine, otobüste hep en güzel kız gelip karşına oturacak. park alanında son yeri sen kapacaksın, ev sahibi arada arayıp bir ihtiyacın olup olmadığını soracak, dedeler linki yemeyeceksin... hemen dönerim kıbleye. ya da cehennemde hep televizyonun önünden birileri geçecek olsa, düm düz yoldan yürürken karşıdan biri çıksa, bir birinize yol vermek için hep aynı yöne gitseniz, çamaşır makinesi ikide bir bozulsa hacca bile giderim. şimdi blogda da ödül ve ceza eksik işte. ama gizem dedi sana cam açarım saçımı gösteririm. birden bir şevk geldi yazdım hemen.

şimdi bir renk ve alet düşünün.

kırmızı ve çekiç dimi? hahaha siz de %98in içindesiniz :)

botıl o vota

Öncelikle Helovin'in hiç beklediğim gibi geçmediğini belirtmeliyim, çünküğ çok akıllı bazı arkadaşlarca zenci barına götürüldük, ve orda diskrimineyşına maruz kaldık. Bi de kokuyodu he. Herneyse bunun üzerinde daha fazla düşünmemeye karar verdim.
Yarın çok profesyonel bir sunum yapacağız çünkü mastırın içinde BİZİNİZ geçiyor. Takımlarımı akşamdan hazırladım, kitleleri ayağa kaldırıcam.
Bugün gıcık başka bişey daha yaşadım ama şimdi anlatmıycam ona ayrı başlık açılır.  
Biraz da buralardaki konserlerden bahsetmek gerek, ne de olsa This is England!
Efendim şimdi yakın zamanda 2 hafta sonraya denk gelmekte Marina and the Diamonds ve the Divine Comedy var, ikisini de görmek nasip olsun, amen.
Bir de Starsailor'ın James Walsh'i var ki akustik set ile ufak bir barda çıkıyor, pek merak içindeyim...






30 Ekim 2010 Cumartesi

Burda HELOVİN diye şukela bişey var

fendim bu gavurlar helovin diye bişey uydurmuşlar, ecnebi yaratık kılığına bürünüp sokaklarda dolanıyolar. Ben de artık kültür şokunu atlatmış bulunduğumdan, her türlü aktiviteye adapte olabiliyorum, allah vergisi bi yetenek. Çok uzun süre düşündükten sonra vampirliğin en sevdiğim kılık olan almanlığa benzediğini düşündüm. Kendime en uygun kostümü yarattım. Sizinle paylaşmadan dışarı çıkmak istemedim, umarım beğenirsiniz. Helovin partisiyle ilgili izlenimlerimi yakında paylaşacağım, bu geceyi sağ salim atlatıym işalla, amen.

27 Ekim 2010 Çarşamba

"suk it oy" yani bugün kendim için ne yaptım

bugün kadıköylere taşınmamın lanetiyle kombinin bozulması üzerine birkaç günlük ev sahibi ile diyaloglarım sonunda kombiyi tamir ettirdim ama ne biçim insanlar bunlar diye de içimden demediğimi bırakmadım. kadın "iyi çocuk, iyi çocuk" diye diye seviyodu* beni resmen ayak üstü, arayın yaptırın kombiyi işte diyo. "ulaaan kombi senin sen yaptır kaltak karı" diyemiyosun tabii "ama kombi size ait" diyebiliyosun. neyse ki medeniyet de işe yaradı. yine de beni ve evi her gördüğünde at alıyomuş gibi incelemese daha da mutlu olabilirim. eve geldiğinde işte neyse, falan filan boşverdim.

okul mokul yine aynı karın ağrısı devam ettim tabi, bunu kimin için yapıyorum bilmiyorum. gerçi pek de bişey yapıyorum diye artislik yapmiyim bilen biliyo ne de olsa.

sonra işte erkenden uyudum, rüyamda gizem bana bişeyler yazıyodu gtalktan. sevindim tabi, sonra bana youtube linki yolladı eskilerde yaptığı gibi ama türkçeydi şarkı, dedim allahım ne güzel bi ruya bu. sonra gizem blog açtım dedi baktım türkçe yazmış yok artık dedim kendi kendime. allahım uyandırma beni bu ruyadan dedim. @allahcc ye bi mention yolladım twitterdan duysun sesimi diye ama daha cevap gelmedi -onun da işleri yoğun tabii.

üstüne gizem "blogumda benimle yazar mısın?" diyince sanırım dedim tüm dualarım kabul oluyo
amin. suk it oy!
04:04